Yeminin Bedeli

Yeminin Bedeli
Yeminin Bedeli

Dervişin bir dağa çekilmiş, sadece ibadetle meşgul olurdu. Yalnızlık, onun yakın dostuydu. Allah tarafından ihsan edilen manevi nimetler içerisindeydi.

Dağda çeşitli meyve ağaçları vardı. Meyvelerle besleniyordu. Bir gün kendi kendine söz vererek,

“Bu meyveleri dalından koparmayacağım. Rüzgardan ve kendiliğinden düşen meyveleri yiyeceğim” dedi.

İmtihan vakti gelinceye kadar, derviş sözüne sadık kaldı. Bir ara rüzgar, tam beş gün armut düşürmedi. Armutlar ağaca çakılmıştı sanki. Dervişin açlıktan ateşi çıktı, sabrı kalmadı.

Rüzgar bir ağacın dalındaki meyveleri adeta ağzına sokarcasına eğiyordu. Derviş sabretti. Elini uzatmadı. Fakat gözünü dalda nazlı nazlı sallanan armutlardan alamadı. Rüzgar bir daha dalı eğdiğinde dayanamadı. Açlığın verdiği ıstırapla, armutları koparıp yedi. Kendi kendine vermiş olduğu sözden döndü. Biraz sonra bulunduğu yere, yirmi-otuz kadar hırsız geldi. Çaldıkları malları paylaşmaya başladılar. Eşyaları paylaşırken sultanın adamları baskın yapıp, suç üstü hırsızları yakaladı. Dervişi de onlardan sanarak birlikte götürdüler. Orada yakalanan hırsızların hepsinin sol ayakları ile sağ elini kestiler. Sol ayağını kesecekleri sırada derviş Allah’a iltica etti ve,

“Allahım, elim yeminime sadık olmadı. Meyve topladığı için kesilmeyi hak etti. Ayağımın ne suçu var?” dedi.

Bunun üzerine bir atlı hızla gelerek cellata seslendi:

“Ey Köpek! Yaptığın işe bak. Bu zat Allah’ın seçkin kullarından filan zattır” dedi. Cellat bir anda ne yapacağını şaşırdı. Çok üzüldü. Yapılan yanlışlığı gidip komutana haber verdi.

Komutan, yalınayak koşarak geldi. Dervişin sağlam eline yapışarak, “Allah şahidimdir ki, kim olduğunu bilmiyordum. Yaptığım bu çirkin işten dolayı bizi affet. Hakkını helal et” dedi.

Derviş komutana,

“Ben günahımı da başıma gelen bu işin sebebini de biliyorum. Sözümden döndüğüm için, Allah’ın adaleti elimi aldı. Onun hükmüne elim, ayağım, içim, dışım, her şeyim feda olsun. Sen üzülme. Bu benim kaderim. Senin bir suçun yok. Hakkımı sana helal ediyorum” dedi.

O günden sonra dervişin adı, halk arasında “eli kesilen şeyh” olarak anılmaya başladı.

Kendisine otlardan, sazlardan bir kulübe yaptı. Başına gelene sabrederek, orada rabbini zikretmeye devam etti. Sepet örerek geçimini sağladı.


Yeminin Bedeli

Mesnevi’den Hikayeler, Cilt 3
Hz. Mevlana